13.03.2013
GÜNÜMÜZÜN TEMELLERİNİN ATILDIĞI "12 MART MUHTIRASI"
GÜNÜMÜZÜN TEMELLERİNİN ATILDIĞI "12 MART MUHTIRASI"
"* Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
* Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
* Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…"
5.03.2013
YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ
Ülkemizde;
Okur yazar olmayan yaklaşık 7.5 milyon nüfusun 6 milyonunu kız çocukları ve kadınlar oluşturuyor,
Her 4 kadından biri okuma yazma bilmiyor. Kadınların sadece yüzde 3.9’u yüksek okul mezunu,
Nüfusun yarısı kadın olmasına karşın TBMM’de kadınların temsil oranı yüzde 8.7 (48 kadın milletvekili); yerel yönetimlerde kadın temsil oranı ise binde 5.
Kadınların geliri, erkeklerin gelirinden yüzde 40 daha az,
Kadınlara yönelik şiddetin en temel nedenlerinden biri toplumda yaygın kabul gören ahlâk ve namus anlayışıdır.
Çalışma alanında kadınların eşit işe eşit ücret almasındaki engeller varlığını koruyor.
Yasalarda varolan eşitlik kuralları, uygulamaya yansımıyor ve kadınlar yaratılan zenginlikten eşit oranda pay alamıyorlar.
Sıkça yaşanan ekonomik bunalımlar, kadınları erkeklerden daha ağır biçimde etkiliyor ve ağır hak kayıplarına neden oluyor.
İlk işten çıkarılanlar, ilk ücretinde indirime gidilenler, ücretsiz izne çıkarılan, çalışma koşulları ağırlaştırılan her işkolunda öncelikle kadınlardır.
Öte yandan, tarımda uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle tarımsal üretimde çalışan 3 milyondan fazla kadın, yakın bir gelecekte işsizlik ve gelir kaybı olgusuyla karşı karşıya kalacaktır.
Daha kaç kadın, ucuz iş gücü görülerek sömürülmeye devam edilecek?
Daha kaç kadın, eşit işe eşit ücret alamayacak?
Daha kaç kadın, sağlık güvencesi olmadığı için ölecek?
Daha kaç kadın, fabrikalarda, atölyelerde yanarak can verecek?
Daha kaç kadın, dere taşmalarında boğulacak?
Daha kaç kadın Tuzla ve Davutpaşa’daki gibi iş cinayetlerine kurban gidecek?
KADINLARIN NİHAİ KURTULUŞU SOSYALİZMDEDİR...
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Kadınlar Savaş İstemiyor!
EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET....
Okur yazar olmayan yaklaşık 7.5 milyon nüfusun 6 milyonunu kız çocukları ve kadınlar oluşturuyor,
Her 4 kadından biri okuma yazma bilmiyor. Kadınların sadece yüzde 3.9’u yüksek okul mezunu,
Nüfusun yarısı kadın olmasına karşın TBMM’de kadınların temsil oranı yüzde 8.7 (48 kadın milletvekili); yerel yönetimlerde kadın temsil oranı ise binde 5.
Kadınların geliri, erkeklerin gelirinden yüzde 40 daha az,
Kadınlara yönelik şiddetin en temel nedenlerinden biri toplumda yaygın kabul gören ahlâk ve namus anlayışıdır.
Çalışma alanında kadınların eşit işe eşit ücret almasındaki engeller varlığını koruyor.
Yasalarda varolan eşitlik kuralları, uygulamaya yansımıyor ve kadınlar yaratılan zenginlikten eşit oranda pay alamıyorlar.
Sıkça yaşanan ekonomik bunalımlar, kadınları erkeklerden daha ağır biçimde etkiliyor ve ağır hak kayıplarına neden oluyor.
İlk işten çıkarılanlar, ilk ücretinde indirime gidilenler, ücretsiz izne çıkarılan, çalışma koşulları ağırlaştırılan her işkolunda öncelikle kadınlardır.
Öte yandan, tarımda uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle tarımsal üretimde çalışan 3 milyondan fazla kadın, yakın bir gelecekte işsizlik ve gelir kaybı olgusuyla karşı karşıya kalacaktır.
Daha kaç kadın, ucuz iş gücü görülerek sömürülmeye devam edilecek?
Daha kaç kadın, eşit işe eşit ücret alamayacak?
Daha kaç kadın, sağlık güvencesi olmadığı için ölecek?
Daha kaç kadın, fabrikalarda, atölyelerde yanarak can verecek?
Daha kaç kadın, dere taşmalarında boğulacak?
Daha kaç kadın Tuzla ve Davutpaşa’daki gibi iş cinayetlerine kurban gidecek?
KADINLARIN NİHAİ KURTULUŞU SOSYALİZMDEDİR...
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Kadınlar Savaş İstemiyor!
EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET....
24.01.2013
PINAR SELEK'E MÜEBBET CEZASI
YARGIDAKİ ADALETSİZLİKLER ARTARAK SÜRÜYOR.
AVUKATLARA YAPILAN OPERASYONDAN SONRA, PINAR SELEK DAVASI ÜLKEDE HUKUK'UN BİTTİĞİNİN EN TEMEL GÖSTERGESİDİR.
BU YARGIDAN, BU HÜKÜMETTEN DEMOKRASİ ADINA "ŞEFAAT" BEKLEYENLER SANIRIM SON GELİŞMELER SONUCUNDA BİRAZ OLSUN RAHATSIZ OLMUŞLARDIR.
(Pınar Selek le ilgili haber)..
Sosyolog Pınar SELEK müebbet hapis cezasına çarptırıldı
Mısır Çarşısı'nda 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin de yaralandığı patlamaya ilişkin davaya bakan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sosyolog Pınar Selek'in ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
Pınar Selek hakkında yakalama kararı da çıkarıldı. Mahkeme Başkanı Selek hakkında verilen "ağırlaştırılmış müebbet kararına" muhalefet etti. Karar oy çokluğuyla alındı.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katledilmesi.
1921
Kânunusani 28
Karadeniz
Burjuvazi
Biz
On beş kasap çengelinde sallanan
On beş kesik baş
On beş arkadaş
Yoldaş
Bunların sen isimlerini aklında tutma
fakat
28 Kânunusaniyi unutma!
18.01.2013
TARİHSEL KUŞAK BULUŞTU
TARİHSEL KUŞAK BULUŞTU Ege bölgesindeki toplumsal mücadelede birlikte yer almış “tarihsel kuşak”, Onbeşler Birlik Dayanışma Bilim ve Kültür derneği ile Demokrasi Dostluk ve Dayanışma Derneğinin (DDDD) girişimi üzerine Güzelim Kafe’de buluştu. 30 u aşkın katılımcının yer aldığı toplantının açılışını, DDDD başkanı Talat Özmen buluşmanın amaçlarını açıklayıcı bir konuşmayla yaptı.
15.01.2013
Buradayız Ahparig!
Buradayız Ahparig!
Sevgili Dostumuz Hrant öldürüleli altı yıl oldu
Sevgili Dostumuz Hrant öldürüleli altı yıl oldu
Müsamere (cinayet davası) sonuçlanalı ise bir yıl oldu.
Cinayet namertçe ve gaddarca idi, sonrası kepazelik, yüzsüzlük oldu.
Altıncı yılda, adalet mücadelemiz sürüyor.
Cinayet namertçe ve gaddarca idi, sonrası kepazelik, yüzsüzlük oldu.
Altıncı yılda, adalet mücadelemiz sürüyor.
Hrant İçin, Adalet İçin
19 Ocak 2013 Cumartesi
Saat 15:00 de, Konak’ ta olacağız.
NOT: İlk toplanma yeri saat 14:30 da Konak YKM önü.
Buradan eski Sümerbank önüne yürünecek.
NOT: İlk toplanma yeri saat 14:30 da Konak YKM önü.
Buradan eski Sümerbank önüne yürünecek.
Saat 15:00 de saygı duruşu ve basın açıklaması gerçekleştirilecek.
Hrant’ın Arkadaşları
Destekleyen Kurumlar: İHD, ÇHD, TİHV, Mazlum-Der, Ege 78’liler, SBF-Der, İmece-Der, Irkçılığa ve Milyetçiliğe Dur De!, Halkların Demokratik Kongresi İzmir İl Meclisi, ÖSP
ONBEŞLER BİRLİK ADAYANIŞMA
BİLİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ
7.01.2013
İGD 37. YIL SÖYLEŞİSİ
06 OCAK PAZAR GÜNÜ, ONBEŞLER BİRLİK DAYANIŞMA DERNEĞİ’NDE, JENERASYONUMUZUN ÖNEMLİ BİR GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİ OLAN YAŞAMLARIMIZDA UNUTULMAYACAK DERSLER VE ANILAR BIRAKAN İLERİCİ GENÇLER DERNEĞİ (İGD) NİN 37. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRLDİ.
TİP, TSİP’İN ÜLKEMİZ POLİTİK YAŞAMINA GİRİŞİ VE 1960 LARDA DÜNYA’DA YÜKSELEN GENÇLİK HAREKETLERİNE PARALEL OLARAK ÜLKEMİZDE DE GELİŞEN GENÇLİK HAREKETLERİ İÇERİSİNDE, FKF, DEV-GENÇ, THKO’NUN YERİ VE DURUŞLARI VE İGD NİN KONUMU Y.K ÜYESİ AHMET YENİ TARAFINDAN DEĞERLENDİRİLDİ.
SOSYALİST DEVRİM’İN DONANIMLI, GÜÇLÜ VE ÖRGÜTLÜ BİR İŞÇİ SINIFI TARAFINDAN GERÇEKLEŞECEĞİNE OLAN İNANCI İLE, ÖRGÜTLENMESİNİ FABRİKALARDAKİ GENÇLER İÇERİSİNDE YOĞUNLAŞTIRAN GENÇ SOSYALİSTLER BİRLİĞİ (GSB) NİN TSİP’TEKİ AYRIŞMALAR SONUCUNDA “SOSYALİZM KAVGASINDA ÖNCÜ” DERGİSİNİ ÇIKARDIKTAN SONRA 1976 YILINDA İGD YE KATILMASIYLA, DEVRİMİN İŞÇİ SINIFININ ÖNCÜLÜĞÜNDE OLACAĞINA İNANAN BİR GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİNİN İGD ÇATISI ALTINDA BÜYÜYEN BİR İVME KAZANMASI HEM GSB DE HEMDE İGD DE KURUCU OLARAK ÇALIŞAN BEHZAT KOCAVARDAR’IN DEĞERLENDİRMESİYLE ORTAYA KONULDU.
TKP MK ÜYESİ CEMAL KIRAL’IN DA ÖNCÜ GENÇLİĞİN İZMİR DE İGD YE KATILMA SÜRECİNİ VE BU GELİŞMEYLE BİRLİKTE İLERİCİ GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİNİN TKP AÇISINDAN ÖNEMİNİ DEĞERLENDİRMESİNDEN SONRA SÖYLEŞİYE KATILAN ARKADAŞLAR DA SÖZ ALARAK, İGD İLE İLGİLİ KISA DEĞERLENDİRMELER YAPTILAR, İGDNİN KENDİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİ VE ANILARINI ANLATTILAR.
TOPLANTI SONUCUNDA OLUŞAN ORTAK KANI “1970 Lİ YILLARIN SICAKVE SAMİMİ MÜCADELE ORTAMININ” ANILARLA TEKRAR YAŞANMASI OLDU.
“İLERİCİ GENÇLİĞİN MÜCADELESİ, İGD LİLİK RUHU İLE, SINIFSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA KURULANA KADAR YAŞAYACAK. “
23.12.2012
OSMAN ÖZGÜVEN BARİKATLARIN ÖNÜNDE
Tek suçu halkına hizmet vermek olan Osman Özgüven'i, uydurulmuş davalarla mahkum ederek
mücadeleden alıkoyacaklarını düşünenler yanıldılar. Osman Özgüven teslimiyeti reddetti ve barikatın önüne geçti.
Şimdi demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik mücadelesi daha da yükselecek.
ODTÜ lü öğrenciler, okullarına koruma ordusu ile giren başbakan'a gereken cevabı nasıl verdilerse, halkımız da AKP ye dersini verecek.
AKP ÜLKEMDEN DEFOL....
19 ARALIK 1978 MARAŞ'I UNUTMADIK
Belediye hoparlörü: Üç din kardeşimizi komünistler öldürdü. Askeri telsiz: Aleviler askeri kışlayı bastı...
Maraş olaylarında en kanlı sahnelerin fitili, öldürülen iki sol görüşlü öğretmenin cenazesinin kaldırıldığı akşam saatlerinde ateşlendi. Maraş’ta üç Sünni gencin öldürülmesi kentte infiale neden oldu. Bu infiali bir katliama dönüştürecek anons ise 22 Aralık gecesi belediyenin hoparlöründen geldi: “Üç Müslüman din kardeşimiz komünistler tarafından öldürüldü. Bunların kanı yerde kalmayacak!”
Bu anons peşi sıra cami hoparlörlerinden de yapıldı. “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar” seklindeki anonslar, kentte artık geri alınamaz bir savaşın habercisiydi. Belediye hoparlöründen yapılan anonslar sabahın erken saatlerinden itibaren devam etti. Halk ölen Sünni vatandaşların cenazesinin kaldırılmasına çağrılıyordu. Asker, yayının yapıldığı belediyeye gittiğinde yayın odasında kimse yoktu. Kime sorulduysa, yayını kendilerinin yapmadığını söylüyordu. Tahrik olan halk, provokatörlerin liderliğinde saldırıya geçti. Trabzon Caddesi’ndeki dükkânlar tahrip edildi.
Maraş olaylarında en kanlı sahnelerin fitili, öldürülen iki sol görüşlü öğretmenin cenazesinin kaldırıldığı akşam saatlerinde ateşlendi. Maraş’ta üç Sünni gencin öldürülmesi kentte infiale neden oldu. Bu infiali bir katliama dönüştürecek anons ise 22 Aralık gecesi belediyenin hoparlöründen geldi: “Üç Müslüman din kardeşimiz komünistler tarafından öldürüldü. Bunların kanı yerde kalmayacak!”
Bu anons peşi sıra cami hoparlörlerinden de yapıldı. “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar” seklindeki anonslar, kentte artık geri alınamaz bir savaşın habercisiydi. Belediye hoparlöründen yapılan anonslar sabahın erken saatlerinden itibaren devam etti. Halk ölen Sünni vatandaşların cenazesinin kaldırılmasına çağrılıyordu. Asker, yayının yapıldığı belediyeye gittiğinde yayın odasında kimse yoktu. Kime sorulduysa, yayını kendilerinin yapmadığını söylüyordu. Tahrik olan halk, provokatörlerin liderliğinde saldırıya geçti. Trabzon Caddesi’ndeki dükkânlar tahrip edildi.
1.12.2012
ŞAHABETTİN BAKIRSAN'I YİTİRDİK
Türkiye
komünist işçi hareketinin son çınarlarından, M. Suphi ve İ. Bilen
yoldaşın TKP'sinin genç kuşaklara taşıyıcısı yoldaşımız, Şahabettin
Bakırsan 30 Kasım 2012 gecesi, ölümsüzlüğe ulaşan yoldaşlarının yanına
gitmek üzere, aramızdan ayrıldı.
Anıları önünde saygı ile eğiliyor, ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve tüm komünistlere başsağlığı diliyoruz.
ONBEŞLER BİRLİK DAYANIŞMA
BİLİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ
29.11.2012
YİTİRDİKLERİMİZ
EGE BÖLGESİNDE BİRLİK DAYANIŞMA SİYASETİ İÇERİSİNDE MÜCADELE ETMİŞ, YİTİRDİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZ.
ONBEŞLER BİRLİK DAYANIŞMA
BİLİM VE KÜLTÜR DRNEĞİ
1.10.2012
KANLI POSTAL ( Diyarbakır cezaevi'nde yaşananlar) BEYAZ PERDE DE
Türkiye'ye büyük acılar yaşatan 12 Eylül
darbesini anlatan film sayısı ne yazık ki çok az. Babam ve Oğlum,
Zincirbozan, Beynelmilel, O...
Çocukları,
Dikenli Yol akla ilk gelenler. Zeki Ökten'in (1986) Ses'i, darbenin
acılarını anlatan ilk film. Son yapım ise evsizlerin hikâyesinin
anlatıldığı Bu Son Olsun (Yön.: Orçun Benli). Hemen her yıl listeye bir
film daha ekleniyor. Önümüzdeki sezon seyirciyi selamlayacak film ise
Kanlı Postal.
Mehmet Arslan'ın yönettiği filmin çekimleri İstanbul Polonezköy yakınlarında devam ediyor. Film, darbe döneminin sembolü haline gelen Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananları perdeye taşıyor. Konusu şöyle: "Esat cezaevinde yüzbaşıdır, darbeden sonra hücreye atılanları terbiye etmekle görevlidir. Kemal, Hayri, Ali, Emine, Narin ve daha birçok kişi cezaevinde kalan tutuklulardır. Siyasi görüşleri, inançları yüzünden Esat ve emri altındaki gardiyanlarından ağır işkenceler görür. İşkence için hücreye kapatılan Hayri, burada intihar eder, dört arkadaşı da kendilerini canlı canlı yakar. Mahkemede işkencelerin durması talebinde bulunan tutukluların istekleri yerine gelmediğinden tutuklular ölüm orucuna girer ve olaylar büyüyerek devam eder."
Film baştan sona gerçek hikâyeler üzerine kurulu. O dönemde işkenceye maruz kalan mahkûmlarla görüşülerek senaryo yazılmış, gerçek isimler kullanılmış. Set ortamı da ilginç. Şiddet üzerine kurulu olduğu için herkes çatık kaşla ortalıklarda geziyor. Ağır bir psikoloji ortama hâkim. Çekimlerin Kılıçlı köyündeki eski askeri lojmanlarında yapılması ise büyük bir ironi.
Filmde Sofi (Turgay Tanülkü), Kemal Pir (Levent Akkök), Mazlum (Barış Koçak), Tahir Kuzu (Ahmet Özyavuz), Hayri (Utku Demirkaya), Süryani (Kemal Denizci) gibi mahkûmlar ön plana çıkıyor. Irk, inanç ve meslekleriyle karakter tercihleri, işkencecilerin tutarsızlıklarının altı çiziliyor, Bu seçimle "Cezaevinde yaşananlar insanlık suçudur. Şiddetin dini-dili olmaz!" mesajı veriliyor. Bu karakterlerin seçilmesinin özel bir sebebi daha var. Yönetmen, "Ben teslim olanları değil, direnenleri anlattım. Konuştuğum tutuklu arkadaşların içinde vahşeti uygulayanlara karşı nefret duygusu yok. O bana vahşet uyguladı ama görevini yaptı, diyorlar. Beni çok etkiledi, bunun için kötü adam portresi çizmedim." cümlesiyle tercihlerinin nedenini açıklıyor.
Nefreti körüklemiyoruz
İlk kez yönetmen koltuğuna oturan Mehmet Arslan, filmin hikâyesini şöyle özetliyor: "Mesut Baştürk Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili kitap yazdı. Diyarbakır'a gittim, işkence gören 5-6 aileyle görüştüm. Arkadaşlarla senaryoyu tartıştık. Vahşeti izlenebilir kılmak için kafa patlattık. Zamanla hikâye mecrasına oturdu." Filmin nefret duygusunu körüklemediğini, aksine izleyicinin sinema salonundan kucaklaşarak çıkacağını düşünen Arslan, gelecek tepkilere kendini şimdiden hazırlamış: "Birileri filmi hükümet, birileri falanca örgüt yaptırdı, diyecek. Ama umurumda değil." Film, 12 Eylül'de özel bir gösterimle görücüye çıkacak.
"Ailem işkence gördü"
Mesut Akusta: Cezaevinin en üst düzey komutanını oynuyorum. Yukarıdan emir alıyor, kendi gardiyanlarıyla mahkûmlara akıl almaz işkenceler yapıyor. Yine kötü bir adam... Bu tarz rolleri çok seviyorum. Ben de darbeden çektim. Ailem tutuklandı, işkence gördü, ortaokulda olmama rağmen okuldan atıldım. Diyarbakır Cezaevi'ndeki olayları o zaman da duymuştum. Çoğu ya kafayı yedi ya da kendini öldürdü. Şimdi o dramı anlatan bir işin içinde olmak, sorumluluk almak onur verici.
"Karanlıkta uyuyamıyorum"
Turgay Tanülkü: O dönemin birebir tanığıyım. İnsanlığa karşı suç işleyen bir örgütü anlatıyoruz. Parmaklıklar Ardında dizisi için Sinop Cezaevi'ne gidip işkence gördüğüm hücreyi gördüğümde bunalım yaşadım. Burada da aynı psikolojiyle çalışıyoruz. Gözümü kapatınca o günler geliyor aklıma. Hayatın o tarafını görmeyen oyuncu arkadaşlar, hakikaten böyle şeyler yaşandı mı diye soruyorlar. Evet yaşandı, hem de neler neler? Eşim uyuduktan sonra ışıkları yakıyorum.
"Gerçek birini oynamak çok zevkli"
Levent Akkök: Canlandırdığım Kemal Pir karakteri çok güçlü bir adam. İçeriden çıkmak istemiyor, baskıya karşı mücadele ediyor. Şiddet sahnesinde en öne geçen bana vurun, suyu önce bana fışkırtın diyen biri. Komutanlar ondan korkuyorlar. Yaşananların gerçek olması, işimizi zorlaştırıyor ama çok daha zevkli ve heyecan verici.
Mehmet Arslan'ın yönettiği filmin çekimleri İstanbul Polonezköy yakınlarında devam ediyor. Film, darbe döneminin sembolü haline gelen Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananları perdeye taşıyor. Konusu şöyle: "Esat cezaevinde yüzbaşıdır, darbeden sonra hücreye atılanları terbiye etmekle görevlidir. Kemal, Hayri, Ali, Emine, Narin ve daha birçok kişi cezaevinde kalan tutuklulardır. Siyasi görüşleri, inançları yüzünden Esat ve emri altındaki gardiyanlarından ağır işkenceler görür. İşkence için hücreye kapatılan Hayri, burada intihar eder, dört arkadaşı da kendilerini canlı canlı yakar. Mahkemede işkencelerin durması talebinde bulunan tutukluların istekleri yerine gelmediğinden tutuklular ölüm orucuna girer ve olaylar büyüyerek devam eder."
Film baştan sona gerçek hikâyeler üzerine kurulu. O dönemde işkenceye maruz kalan mahkûmlarla görüşülerek senaryo yazılmış, gerçek isimler kullanılmış. Set ortamı da ilginç. Şiddet üzerine kurulu olduğu için herkes çatık kaşla ortalıklarda geziyor. Ağır bir psikoloji ortama hâkim. Çekimlerin Kılıçlı köyündeki eski askeri lojmanlarında yapılması ise büyük bir ironi.
Filmde Sofi (Turgay Tanülkü), Kemal Pir (Levent Akkök), Mazlum (Barış Koçak), Tahir Kuzu (Ahmet Özyavuz), Hayri (Utku Demirkaya), Süryani (Kemal Denizci) gibi mahkûmlar ön plana çıkıyor. Irk, inanç ve meslekleriyle karakter tercihleri, işkencecilerin tutarsızlıklarının altı çiziliyor, Bu seçimle "Cezaevinde yaşananlar insanlık suçudur. Şiddetin dini-dili olmaz!" mesajı veriliyor. Bu karakterlerin seçilmesinin özel bir sebebi daha var. Yönetmen, "Ben teslim olanları değil, direnenleri anlattım. Konuştuğum tutuklu arkadaşların içinde vahşeti uygulayanlara karşı nefret duygusu yok. O bana vahşet uyguladı ama görevini yaptı, diyorlar. Beni çok etkiledi, bunun için kötü adam portresi çizmedim." cümlesiyle tercihlerinin nedenini açıklıyor.
Nefreti körüklemiyoruz
İlk kez yönetmen koltuğuna oturan Mehmet Arslan, filmin hikâyesini şöyle özetliyor: "Mesut Baştürk Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili kitap yazdı. Diyarbakır'a gittim, işkence gören 5-6 aileyle görüştüm. Arkadaşlarla senaryoyu tartıştık. Vahşeti izlenebilir kılmak için kafa patlattık. Zamanla hikâye mecrasına oturdu." Filmin nefret duygusunu körüklemediğini, aksine izleyicinin sinema salonundan kucaklaşarak çıkacağını düşünen Arslan, gelecek tepkilere kendini şimdiden hazırlamış: "Birileri filmi hükümet, birileri falanca örgüt yaptırdı, diyecek. Ama umurumda değil." Film, 12 Eylül'de özel bir gösterimle görücüye çıkacak.
"Ailem işkence gördü"
Mesut Akusta: Cezaevinin en üst düzey komutanını oynuyorum. Yukarıdan emir alıyor, kendi gardiyanlarıyla mahkûmlara akıl almaz işkenceler yapıyor. Yine kötü bir adam... Bu tarz rolleri çok seviyorum. Ben de darbeden çektim. Ailem tutuklandı, işkence gördü, ortaokulda olmama rağmen okuldan atıldım. Diyarbakır Cezaevi'ndeki olayları o zaman da duymuştum. Çoğu ya kafayı yedi ya da kendini öldürdü. Şimdi o dramı anlatan bir işin içinde olmak, sorumluluk almak onur verici.
"Karanlıkta uyuyamıyorum"
Turgay Tanülkü: O dönemin birebir tanığıyım. İnsanlığa karşı suç işleyen bir örgütü anlatıyoruz. Parmaklıklar Ardında dizisi için Sinop Cezaevi'ne gidip işkence gördüğüm hücreyi gördüğümde bunalım yaşadım. Burada da aynı psikolojiyle çalışıyoruz. Gözümü kapatınca o günler geliyor aklıma. Hayatın o tarafını görmeyen oyuncu arkadaşlar, hakikaten böyle şeyler yaşandı mı diye soruyorlar. Evet yaşandı, hem de neler neler? Eşim uyuduktan sonra ışıkları yakıyorum.
"Gerçek birini oynamak çok zevkli"
Levent Akkök: Canlandırdığım Kemal Pir karakteri çok güçlü bir adam. İçeriden çıkmak istemiyor, baskıya karşı mücadele ediyor. Şiddet sahnesinde en öne geçen bana vurun, suyu önce bana fışkırtın diyen biri. Komutanlar ondan korkuyorlar. Yaşananların gerçek olması, işimizi zorlaştırıyor ama çok daha zevkli ve heyecan verici.
26.09.2012
KOMÜNİSTLERİN ULUSAL BAKIŞI OLMAZ
Komunistlerin ulusal bakisi olamaz.
------------ --------- --------- -----
Ahmet arkadasin baslattigi gorus paylasimlarina, bir
nebze de olsa katkida bulunmak istiyorum... .
Komunistlerin ideolojik cikisi ve dayanagi,
sinifsaldir. Ulusal konularda yaklasimlar sunarken,
ozellikle emperyalizm caginda ulusalligini yitirmis
burjuvazinin politik duzlemine savrulmamaya dikkat
eder.
Son yillarda, ulkemizde bu duyarlilik ciddi sekilde
erozyona ugramistir. Sol adina ulusalci soylemler
gelistirilmis, burjuva ideolojisiyle butunlesmis
politik duruslar sergilenir olmustur. Bu yaklasim,
komunist platformdaki yapilari da etkisi altina
almistir..
Kanaatimce halen, ulkemiz siyasi yasaminda, ulusalci
olmayan sol kulvar bostur. Bu kulvarin cazibe merkezi
olmayisinin nedenleri, dogru degerlendirilmelidi r.
Populist politikalarin yaygin etkisi ve sagladigi
kolay kitlesellesme olanagi, faydaciliga yonelen bazi
sol kesimleri sag cizgiye cekmis, ancak yine de
istenen verim elde edilememistir. Zaten dolu olan sag
kulvarda, kimligini yitirmis sekilde yer alarak, solun
degil, sagin guclenmesine vesile olmuslardir.
Yillardir surdurdugu egemenligini yitirmekte olan ve
saga yonelmis olan kemalist, moderniteci burjuva
ideolojisi, hizlanan taban kaybi karsisinda, sorunu
laik-anti laik kamplasmasi eksenine tasimaya
calismistir. Bayragini kapanin sel gibi aktigi,
kitlesel ama ici bos mitingler, onemli olcude sol
kesimden taban bulmustur. Hatta mesele, yeni bir kuvva
hareketi gibi yansitilmistir.
Bu ideolojik kaos, solu darmadagin etmistir.
Sol adina politika urettigini iddia eden bazi
yapilanmalar, sag anlayisin yansimasina donusmustur
Sol adina hareket ettigini dusunen kitleler, bu
ortamda sag anlayisin kulvarina dogru yoneldigini
anlayamamistir. .
Uzun suredir devam esen sinif hareketlerindeki
regresyon, sol hareketlere yonelik kitlesel akisi
kesmistir. Bu durum, populist yaklasimlarla
kitleselelsme kolayciligina zemin hazirlamistir.
Sonuc ortatadir: Ordu, kemalistler, laikler, fasizan
milliyetciler, sag sosyalistler, birlikte hareket
eder, ayni tastan su icer hale gelmistir.
Bu tutumun Kurt meselesine yansimasi, sosyal soven
kamplasma ve Kurtlerin yalnizlastirilmasi seklinde
olmustur.
Ortalikta neredeyse ilac icin, tadimlik duzeyde bile
olsa, enternasyonalist tutarlilik gosteren siyasa
kalmamistir. Ulusal sorun, uluslarin kendi kaderini
tayin hakki ekseninin disinda tartisilir hale
gelmistir. Ulusun kendi kaderini tayin hakkinin amasiz
fakatsiz ayrilma hakki oldugu gercegi unutulmustur.
Yukselen Kurt ulusal hareketine karsi, sosyal soven
yaklasimlar sergilenmistir.
Sunu unutmamak gerekir: Ayrilma hakki, bu hakkin
mutlaka kullanilmasi degildir. Ancak ulusun kendi
kaderini yain hakki, amasiz fakatsiz sekilfe ayrilma
hakkinin kabuludur. Bu, isin ilkesel yanidir. Sonucta
ayrilma ya da ayrilmama, ezilen ulusun tasarrufunda
olan bir durumdur.
Daha onceleri de belirttigim gibi; Kurt Hakli kendi
kaderini tayin hakkini kullanirken, kendi icin yanlis
yapabilme hakkina da sahiptir. Bu haktan yana olmak,
hakkin kullanimindan dogan sonuclardan cok daha
onemlidir. Cunku cizilen adi ustunde “kader”dir.
“Yanlisi yapan ulus, dogruyu yapmak icin yeniden
ayaklanir ve duzeltir.” Ancak, o ulusun komunistleri,
ulusal ideolojik yaklasimlarin degil, kendi
ideolojisinin kulvarinda yol alir.
Kurt komunistlerinin su anda en onemli sorunlarindan
biri budur. Akip giden ve kitleleri teslim alan bir
hareketin icinde, kendi ideolojik kimlikleri ve
sinifsal tutumlariyla mi varolacaklar yoksa mevcut
hareketin milliyetci kimligi ve soylemleriyle mi?
Ayni sorun, tersine sekilde Turk komunistlerinin de
temel sorunsalidir.
Yukselen ve kitleleri teslim alan ulusalci hareketin
karsisinda, kendi ideolojik kimlikleri ve sinifsal
tutumlariyla mi varolacaklar yoksa ulusalci hareketin
milliyetci kimligi ve soylemleriyle mi?
12 Eylul oncesinde, ulsal sorunun cozumunde sinifsal
olanin one cikarilmasi ve sorunun yukselen sinif
savasimina destek saglayacak sekilde cozumu, rasyonel
bir oneriydi. Ancak bugun sartlar degismis, Kurt
haklinin mucadele dinamigi, bagimsiz bir kimlik
olusturabilmistir. Bu nedenle, sosyalist ve komunist
guclerin, bu dinamik mucadele unsuruna aktif destek
sunmasi gerekir.
Iste, dananin kuyrugu burada kopmaktadir.
Yukselen ulusalci dalga karsisinda teslim bayragini
ceken bazi sol gucler, bu gercegi bir turlu
kabullenememektedir ler.
Hatta, bu etkiye bagli olarak, Kurtlerin temel milli
hak taleplerinden yanayim, diyenlerin, yani reel
demokratlarin sayisinin bile azalmaktadir.
Gunumuz kosullarinda gercekci sol sosyalist
yaklasimlar uretebilmek, Kurt ulusal hareketinin sinif
savasiminin bir bileseni olarak gormekle mumkundur.
Utangac milliyetcilk olarak tanimlayabilecegim
ulusalciligi, sosyalist yaklasim olarak sunmak,
meseleyi sulandirmaktan oteye gitmeyecektir.
Sol, kendini ulusalciligin zehrinden korumalidir.
Bunun da yolu, ne yazik ki pek cogumuzun neredeyse
unutmaya basladigi enternasyonalist yaklasimdir!
Ve ulusalciliga karsi savas, egemen burjuvaziye karsi
sinifsal mucadelenin gunumuzdeki adidir!
Oncelikli olarak, bu gercekle yuzlesmek gerekiyor.
Sevgi ve saygilarimla,
Ibrahim akar
17.09.2012
"İşimi Geri Alana Kadar Açlık Grevindeyim" HAYDİ DAYANIŞMAYA..
"İşimi Geri Alana Kadar Açlık Grevindeyim"
İMO'daki işinden çıkarıldığı için yaklaşık 200 gündür oturma eylemi yapan Malatyalı, işini geri almak için açlık grevine başladığını açıkladı.Cansel Malatyalı, 200 günden fazladır yaptığı oturma eyleminin ardından şimdi de açlık grevine başladı.
Ankara'da İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Genel Merkezi'ndeki işinden çıkarıldıktan sonra bina önünde çadır kurarak eyleme başlayan Malatyalı, son beş günde iki kez gözaltına alındı.
Malatyalı, bianet'e yaptığı açıklamada, açlık grevinin üçüncü gününde olduğunu, işini geri alana dek açlık grevinde olacağını söyledi.
Geçen Perşembe akşamı 23:00'te kardeşi Özkan Kayöz'le birlikte gözaltına alınan ve sabah karşı 02:30'da serbest kalan Malatyalı'ya "hakları olmayan bir alanı işgal ettikleri gerekçesiyle hakkında şikayet olduğu" söylendi.
Malatyalı, "Bizim Çankaya karakoluna götürülüşümüzün hemen ardından, İMO önüne yanaşan bir kamyondan iki metreden yüksek demir duvarlar indirilerek İMO'nun çevresi tamamen kapatıldı" dedi.
Açlık grevine girdiğini açıklamak için Cuma akşam 18:00'de basın açıklaması yapacak olan Malatyalı, yarım saat öncesinde, 17:30'da tekrar gözaltına alındı, gece 23:30 civarında bırakıldı.
"Güvenceli iş istiyorum"
Malatyalı ve kendisine destek olan 10 kişi, İMO binasına astıkları "İMO Yönetimi tarafından keyfi olarak işten çıkarıldım, işimi geri İstiyorum. Cansel Malatyalı" yazılı pankart nedeniyle 1 Ağustos'ta da gözaltına alınmıştı. Bir İMO yöneticisi de şikayetçi sıfatıyla poliste ifade vermiştiBu olayın ardından, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne (TMMOB) bağlı mühendisler, Malatyalı için imza kampanyası başlattı. kampanya metninde "Emekçi bir kadını polise teslim etmek, üstüne üstlük dava açmak hiçbir şekilde açıklanamaz" dendi.
Kampanyada ayrıca, Malatyalı'ya güvenceli iş de talep edildi.
İMO'nun "kendisine iş bulduk, kabul etmedi" şeklindeki açıklamasını sorduğumuz Malatyalı şunları söyledi:
"İş buldukları doğru ancak bu iş taşerona bağlı şekilde çalışmayı gerektiriyor, güvencesi yok. Ben sigortalı ve özlük haklarımın korunduğu bir iş için mücadele veriyorum. Taşerona bağlı çalışmayı kabul etmiyorum."
İMO Genel Merkezi, Malatyalı'ya İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Çağdaş Hukukçular Derneği'nin (ÇHD) de destek vermesinin ardından, internet sitesinde "Cansel Malatyalı olayına yönelik son bir açıklama" başlığıyla bir metin yayınladı
"İMO binası önünde altı ayı aşkın bir süredir, başta İnşaat Mühendisleri Odası üyeleri olmak üzere, Mühendis-Mimar camiasını ve kamuoyunu rahatsız eden bir dizi eylem devam etmektedir."
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) de açıklama yayınlayarak pankart eylemini kınamıştı.
Malatyalı'nın İMO'ya karşı açtığı işe iade davası ise sürüyor.
16.09.2012
ALEVİLERE MAHALLE BASKISI ARTIYOR
Manisa merkezde özellikle Alevi ailelerin yaşadığı evlerin kapısını çalarak, İslamiyet’e ve camiye davet eden cüppeli ve sarıklı 5 kişi, Aleviler arasında tedirginlik yarattı.
'İyi niyetli kişiler!'
Fevzi Çakmak, Fatih Mahallesi ve son olarak 10 Eylül Pazartesi günü Yeni Mahalle’de çalışma yapan beş kişi, özellikle Alevi ailelerin kapısını çalarak Alevileri camiye ve İslamiyet’e davet ediyor.
Evde olmadığı bir saatte kapısı çalınarak camiye ve İslamiyet’e davet edilen Alevi Kültür Derneği Manisa Şube Yöneticisi Süleyman Çeri, eşinin durumu kendisine anlatması üzerine mahalledeki Yeşil Cami’ye giderek, bu kişilere kapısının neden çalındığını, ne istediklerini sordu. Beş şahıstan biri camide sohbet yaptıklarını, camiye yakın tüm komşuları davet ettiklerini söyledi. İkna olmayan Çeri, komşularının kapısını çalarak, camiye davet edilip edilmediklerini sordu ve sadece Alevi ailelerin kapılarının çalındığını öğrendi.
Çeri, daha sonra Barbaros Karakolu’na giderek durumu anlattı. Karakol’dan Emniyet Müdürlüğü'nün arandığını belirten Çeri, kendilerinin Terörle Mücadele Şubesi’ne yönlendirildiklerini belirtti. TEM'den gelen cevapta ise, durumdan haberlerinin olunduğunu, beş sahsın da izlendiklerini ve bunların ‘iyi niyetli kişiler’ olduğu açıklaması yapıldı.
Şehir dışına çıkarıldılar
Olaylar üzerine Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Derneği Manisa Şube Başkanı Bektaş Kılınç Emniyet Müdürü ile 13 Eylül Perşembe günü yapılan toplantıda konuyu anlatarak hassas bir dönemde, hassas bir bölgede bu gibi durumların tehlike oluşturabileceğine dikkat çekti. Toplantıdan 2 saat sonra Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, Kılınç’a bahsedilen beş kişinin şehir dışına çıkarıldığını bildirdi.
'Devlet müdahale etmelidir'
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Derneği Manisa Şube Başkanı Bektaş Kılınç, Malatya’da Alevi bir ailenin kapısının taşlanması, Hatay’da devam eden gergin ortam, İstanbul’da Cemevi’nin ateşe verilmek istenmesi gibi olaylara işaret ederek, Alevilerin diken üstünde olduğu bir dönemde bu yaşananların küçümsenemeyeceğinin altını çiziyor. Emniyet Müdürlüğü’nün “İyi niyetliler” diyerek konuyu geçiştirmemesi gerektiğinin altını çizen Kılınç, “Emniyet, bu kişilerin sadece Manisa’da değil Türkiye’nin bir çok ilinde bu tür faaliyet içinde olduğunu belirterek iyi niyetli olduklarını söylüyor. Her isteyen iyi niyetli olarak bir başkasının kapısını çalmaya başlarsa, bu ülkede kanun nizam ortadan kalkar. Devlet buna müdahale etmelidir.”görüşünü dile getiriyor.
Gündemde tutulacak
Yaşananlar üzerine önceki gün Manisa Cemevi’nde bir toplantı yapan Manisa Emek ve Demokrasi Platformu, konunun gündemde tutulması için bir dizi karar aldı. Alınan kararlara göre, 17 Eylül Pazartesi günü Manisa Milli eğitim Müdürlüğü önünde yapılacak 4+4+4’le ilgili basın açıklamasının yanı sıra yaşananlar kamuoyuyla paylaşılacak. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Özgür Özel aracılığıyla Vali ve Emniyet Müdürü ziyaret edilerek, kapıları çalan şahısların kim oldukları, ne yapmaya çalıştıkları ile ilgili bilgiler alınacak. Edinilen bilgiler ışığında gerekli görülmesi durumunda savcılığa suç duyurusunda bulunulacak.
13.09.2012
BUNU DA GÖRDÜK....
'Canlı Bombalar' basın açıklaması yaptı!
Emniyetin
"canlı bomba" diye açıkladığı 9 kişilik listede adları bulunan
üniversite öğrencileri Elif Sultan Kalsın ve Harran Aydın, avukatlarıyla
birlikte basın toplantısı düzenledi. Haklarında hiçbir savcılık ve
mahkeme kararı bulunmayan iki üniversiteli, Emniyet hakkında suç
duyurusunda bulunacak.
13 Eylül 2012 Perşembe
Sultangazi'de
1 polis memurunun öldüğü saldırıdan sonra, istihbarat birimlerince
hazırlanan ve benzer saldırılarda bulunacağı iddia edilen kişilerin yer
aldığı 9 kişilik arananlar listesi, Emniyet tarafından basına
açıklanmıştı.
Bu listede bulunan, üniversite öğrencileri Elif Sultan Kalsın (25) ve Harran Aydın (21), basın açıklaması yaparak, kendilerine komplo kurulduğu gerekçesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söylediler.
Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi Elif Sultan Kalsın ve Elazığ Fırat Üniversitesi Metalurji Mühendisliği 1. sınıf öğrencisi Harran Aydın, avukatları Barkın Timtik ile Beyoğlu'ndaki Çağdaş Hukukçular Derneği'nde (ÇHD) basın açıklaması düzenledi.
"Parasız eğitim eylemine katıldığım için de haksız yere suçlamışlardı"
Yayınlanan listede isminin 5 numara olarak yer aldığını ifade eden Elif Sultan Kalsın, listede isminin olduğunu öğrendiğinde çok şaşırdığını belirterek, "Birkaç saat öncesine kadar böyle bir durum yoktu. Bir haberle durumunuz aniden değişebiliyor. Bir saat önce canlı bomba olarak ilan edildiğimi öğrendim. Ben 2.5 ay önce tahliye oldum. Tutsaklığımız sebebi de basın açıklamalarına katılmak, 1 Mayıs'a katılmak yani hakkımı aramaktı. 21 ay yattım. Örgüt üyesi olmakla suçlandım. Yeni yargı paketiyle tahliye oldum. Orda da hukuksuz şekilde tutuklandım. Şimdi yine aynı biçimde komplo ile karşı karşıyayım. Ama burada çok daha büyük bir komplo. Şimdi canlı bomba ilan ediliyorum. Herkesin gözü önündeyim, yerimiz yurdumuz belli. Bunun sebebini şuna bağlıyorum; Bu ülkede devrimciysen, sosyalistsen, bu düşünceleri savunuyorsan, sizin üzerinizde komplo kurulması, sokak ortasında infaz edilmeniz çok basit. Düşüncelerimiz nedeniyle bu şekilde iftiralara uğruyoruz" diye konuştu.
Yunanistan’a hiç gitmedim
Yayınlanan listede 6 numaralı aranan kişi olduğunu iddia eden Harran Aydın da, haberi öğrendiğinde kendisinin de çok şaşırdığını söyleyerek, şunları dile getirdi:
“İnternetten öğrendim. İsimlerin sıralandığını ve fotoğrafımı gördüm. Yunanistan'da eğitim aldığımı ve canlı bomba olacak sıradaki insanlar olacağımız söyleniyordu. Ama ben Yunanistan'a gitmedim, bunu onlarda biliyor. Çünkü ben 1.5 ay önce tahliye olan ve göz önünde olan birisiyim. Demokratik basın açıklaması ve eylemlere katılıyoruz. Bu ülkede bir hak mücadelesi veriyoruz biz öğrenciler olarak. Bu haberlerin çıkmasını da buna bağlıyorum. Canlı bomba olarak hedef gösterilmek için, sosyalist düşüncelere sahip olmak, bu ülkede hak mücadelesi vermek, parasız eğitim istemek yetiyor. Bu yüzden böyle lanse ediliyoruz."
"Madem 'canlı bomba'yım dün nasıl Adliyedeydim"
Harran Aydın bir başka ilginç duruma daha işaret ederek şuna dikkat çekti:
"İşin garip yanı da ben daha dün Çağlayan adliyesindeydim. Madem canlı bombayım beni neden adliyeye soktular! Açıktan bizi hedef gösteriyorlar. Bu çıkan haberler nedeniyle sokakta bizi katledebilirler. Bunun daha önce de örnekleri var. Ama bu tarz şeyler bizi yıldıramaz. Hak mücadelesine devam ediyoruz."
Haklarında arama kararı yok, Emniyet suç işliyor
Avukat Baran Timtik, Emniyet'in bu listesinin basında yer alması üzerine hemen savcılığı arayarak, müvekkileriyle ilgili bir soruşturma olup olmadığını sorduğunu ve savcılığın böyle bir listeden haberdar olmadığını ifade etti. Avukat Timtik, müvekkilleri hakkında yürütülen hiçbir soruşturma ve mahkeme kararı bulunmadığını, Emniyet'in böyle bir liste oluşturmasının hukuk dışı olduğunu ve müvekkillerinin yaşam hakkını tehdit altına girdiğini başına dün gelen bir olayı örnek göstererek anlattı:
"Ben tanınan bir avukatım. Polisler beni tanıyorlar. Buna rağmen dün bir işlem için gittiğim karakolda kimliğimi soran polislere, bunu göstermek üzereyken bana silah doğrulttular. O anda beni vurabilirlerdi. Bir avukat olarak, bu kimliğimi bilen polislerin bu şekilde bir uygulamasına ben maruz kalmışken, 'bombacı' diye isim ve fotoğrafları gazete ve televizyonlara verilen müvekkillerim bir kimlik kontrolüne denk gelseler, orada öldürülebilir. Emniyet'in ortada hiçbir savcılık ya da mahkeme kararına dayanmayan, yetkisini ve sorumluluğunu aşan bu listesi, bu insanların yaşamını tehdit altına sokmaktadır. Bu suçtur.
Suç duyurusunda bulunacaklar
Avukat Timtik, listeyi yayınlayan İstanbul Emniyet Müdürlüğü hakkında, yarın saat 10.00'da Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne giderek suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Listede 8 numara olarak yer alan İbrahim Çuhadar Sultangazi 75. DNl Polis merkezine canlı bomba saldırısı düzenlemiş, olayda 1 polis memuru şehit olmuş, 7 kişi de yaralanmıştı.
Bu listede bulunan, üniversite öğrencileri Elif Sultan Kalsın (25) ve Harran Aydın (21), basın açıklaması yaparak, kendilerine komplo kurulduğu gerekçesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söylediler.
Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi Elif Sultan Kalsın ve Elazığ Fırat Üniversitesi Metalurji Mühendisliği 1. sınıf öğrencisi Harran Aydın, avukatları Barkın Timtik ile Beyoğlu'ndaki Çağdaş Hukukçular Derneği'nde (ÇHD) basın açıklaması düzenledi.
"Parasız eğitim eylemine katıldığım için de haksız yere suçlamışlardı"
Yayınlanan listede isminin 5 numara olarak yer aldığını ifade eden Elif Sultan Kalsın, listede isminin olduğunu öğrendiğinde çok şaşırdığını belirterek, "Birkaç saat öncesine kadar böyle bir durum yoktu. Bir haberle durumunuz aniden değişebiliyor. Bir saat önce canlı bomba olarak ilan edildiğimi öğrendim. Ben 2.5 ay önce tahliye oldum. Tutsaklığımız sebebi de basın açıklamalarına katılmak, 1 Mayıs'a katılmak yani hakkımı aramaktı. 21 ay yattım. Örgüt üyesi olmakla suçlandım. Yeni yargı paketiyle tahliye oldum. Orda da hukuksuz şekilde tutuklandım. Şimdi yine aynı biçimde komplo ile karşı karşıyayım. Ama burada çok daha büyük bir komplo. Şimdi canlı bomba ilan ediliyorum. Herkesin gözü önündeyim, yerimiz yurdumuz belli. Bunun sebebini şuna bağlıyorum; Bu ülkede devrimciysen, sosyalistsen, bu düşünceleri savunuyorsan, sizin üzerinizde komplo kurulması, sokak ortasında infaz edilmeniz çok basit. Düşüncelerimiz nedeniyle bu şekilde iftiralara uğruyoruz" diye konuştu.
Yunanistan’a hiç gitmedim
Yayınlanan listede 6 numaralı aranan kişi olduğunu iddia eden Harran Aydın da, haberi öğrendiğinde kendisinin de çok şaşırdığını söyleyerek, şunları dile getirdi:
“İnternetten öğrendim. İsimlerin sıralandığını ve fotoğrafımı gördüm. Yunanistan'da eğitim aldığımı ve canlı bomba olacak sıradaki insanlar olacağımız söyleniyordu. Ama ben Yunanistan'a gitmedim, bunu onlarda biliyor. Çünkü ben 1.5 ay önce tahliye olan ve göz önünde olan birisiyim. Demokratik basın açıklaması ve eylemlere katılıyoruz. Bu ülkede bir hak mücadelesi veriyoruz biz öğrenciler olarak. Bu haberlerin çıkmasını da buna bağlıyorum. Canlı bomba olarak hedef gösterilmek için, sosyalist düşüncelere sahip olmak, bu ülkede hak mücadelesi vermek, parasız eğitim istemek yetiyor. Bu yüzden böyle lanse ediliyoruz."
"Madem 'canlı bomba'yım dün nasıl Adliyedeydim"
Harran Aydın bir başka ilginç duruma daha işaret ederek şuna dikkat çekti:
"İşin garip yanı da ben daha dün Çağlayan adliyesindeydim. Madem canlı bombayım beni neden adliyeye soktular! Açıktan bizi hedef gösteriyorlar. Bu çıkan haberler nedeniyle sokakta bizi katledebilirler. Bunun daha önce de örnekleri var. Ama bu tarz şeyler bizi yıldıramaz. Hak mücadelesine devam ediyoruz."
Haklarında arama kararı yok, Emniyet suç işliyor
Avukat Baran Timtik, Emniyet'in bu listesinin basında yer alması üzerine hemen savcılığı arayarak, müvekkileriyle ilgili bir soruşturma olup olmadığını sorduğunu ve savcılığın böyle bir listeden haberdar olmadığını ifade etti. Avukat Timtik, müvekkilleri hakkında yürütülen hiçbir soruşturma ve mahkeme kararı bulunmadığını, Emniyet'in böyle bir liste oluşturmasının hukuk dışı olduğunu ve müvekkillerinin yaşam hakkını tehdit altına girdiğini başına dün gelen bir olayı örnek göstererek anlattı:
"Ben tanınan bir avukatım. Polisler beni tanıyorlar. Buna rağmen dün bir işlem için gittiğim karakolda kimliğimi soran polislere, bunu göstermek üzereyken bana silah doğrulttular. O anda beni vurabilirlerdi. Bir avukat olarak, bu kimliğimi bilen polislerin bu şekilde bir uygulamasına ben maruz kalmışken, 'bombacı' diye isim ve fotoğrafları gazete ve televizyonlara verilen müvekkillerim bir kimlik kontrolüne denk gelseler, orada öldürülebilir. Emniyet'in ortada hiçbir savcılık ya da mahkeme kararına dayanmayan, yetkisini ve sorumluluğunu aşan bu listesi, bu insanların yaşamını tehdit altına sokmaktadır. Bu suçtur.
Suç duyurusunda bulunacaklar
Avukat Timtik, listeyi yayınlayan İstanbul Emniyet Müdürlüğü hakkında, yarın saat 10.00'da Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne giderek suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Listede 8 numara olarak yer alan İbrahim Çuhadar Sultangazi 75. DNl Polis merkezine canlı bomba saldırısı düzenlemiş, olayda 1 polis memuru şehit olmuş, 7 kişi de yaralanmıştı.
9.07.2012
İLERİ DEMOKRASİ Mİ DEDİNİZ. Tarık Demirkan
Demokrasi
mi dediniz?
Pardon, yanlış duymadım, değil mi?
Demokrasi’den bahsettiniz! Hem de onun “ileri” olanından!
Yok, haksızlık etmeyelim!
Belki de bu tanımlamayı “şu an” içinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak
değil, “süreç” olarak kullandınız! Bir nevi
“gidişat” yani!
Bugün değilse de yarın!
Ama emin adımlarla ilerlediğimiz hedef!
“Hele şu Ergenekoncuların kökünü kazıyalım!”Tamam, ama durun bir dakika; “Acaba bunu gerçekten istiyor musunuz?”
Yoksa korku ve ürperti salan bu “Ergenekon” kavramı ilelebet tepemizde
sallanıp duracak mı?
Duruşma salonlarında, sizin dışınızdaki her kesimden zanlı var artık!
En sağdan, en sola; eski komünistten, eski darbeciye; zamanında darbeye
karşı direnenden, ona işkence yapana
kadar çok kişiyi “Ergenekoncu” diye hâkim karşısına çıkardınız.
Aralarında darbeci, derin devletçi de var elbet, ama zanlıları bir araya
getiren bu değil!
Onların tek ortak özelliği, temelde size karşı olmaları!
Yoksa Ergenekon, muhalefeti “derdest etmede” gerekçe haline mi geldi?
Generalleri, gazetecileri, akademisyenleri, hukukçuları, sporcuları 3-4-5
yıl “gerekçesiz” hapiste tutmanın kod adı mı Ergenekon?
İleri demokrasi böyle mi kurulacak?
8.07.2012
M. İNANÇ TURAN ARKADAŞIMIZA CEVAP
Özgür Üniversite kitaplığı yayınlarından çıkan, Resmi tarih tartışmaları -11- Resmi ideoloji ve sol isimli kitap isminden
de anlaşılacağı üzere bir araştırma kitabıdır.
Bilindiği üzere araştırmalar belli bir düşünceyi ya da sav’ı desteklemek üzere ve kamuoyunun belli konulardaki yaklaşık tavrını belirlemek, genellikle de oluşturmak amacıyla yapılır.
Hiç kimse kendi düşüncelerinden bağımsız araştırma yapamaz. Ulaşacağımız belgeleri, ulaşmak istediğimiz sonuç belirler.
Örneğin kapitalist sistemin toplum üzerindeki olumsuz etkilerini araştırırken, olumlu etkileri tetikleyen belgeler işimize yaramaz.
“Resmi ideoloji ve sol” isimli araştırmanın TKP ile ilgili bölümünü yazan M. İnanç Turan’da araştırmasında, TKP nin Kemalizm (resmi ideoloji) den etkilendiğini gösteren belgelere ulaşmak için çabalamıştır.
Eğer TKP nin resmi ideolojiyle mücadelesini, karşı duruşunu araştıran ve belgeleyen bir kitap yazmak isterse yayınladığı kitabına dayanak olan belgeden çok daha fazlasına ulaşacağına inanıyorum.
7.07.2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















